41 ilâ 60. sayfalar

Tek şahsa bağlı olan faaliyetleri, doğru faaliyet görmüyorum. Bir kişiye bağlı olmamalı... Onun için, böyle sivri başlar üretmeyi de uygun görmüyorum. Kovana bakan, arılara bakan bakıcı, kovanda teşekkül eden arı beyi memelerini kopartır. Neden?.. Arı beyi ordan çıktı mı, kovanı böler götürür başka tarafa... Bir oğul verir, toplar başka yere götürür; kovanı böler. O bakımdan süper insanları da sevmiyorum. Çok kabiliyetli, çok kaliteli, bilmem ne, filân... Süper insanların, büyük tehlikeleri vardır. Süper insan biraz mağrur olur, kibirli olur. Bize normal insan lâzım... Bize normal eleman lâzım... Bize tabii eleman lâzım; her haliyle beşer olan, beşer hasletli... Bizim Peygamberimiz de beşer peygamberdi. (İnnemâ ene beşerun) "Ben bir kulum!" demiştir Peygamber Efendimiz...

Böyle tek, olağanüstü kişiler, İslâm'a büyük hizmet edebilirler ama, toplum beraber yürümeli... Toplum beraber yürümediği zaman, her yerdeki olağan kişilerin gelişmelerini baltalarlar. Mısır'da çok derbederlik varken, Hasan El-Bennâ çıktı, rahmetli... Fakat, onu baltaladılar. Başka yerlerde de böyle olur. Onun için, dönüp dolaşıp aynı şeye gidiyorum: Hepinizin omuzunda büyük veballer, sorumluluklar vardır, mes'uliyetler vardır. Bu davaya hizmet, sadece belli kimselerin görevi değildir; her müslümanın görevidir, her mü'minin görevidir!.. Hepiniz bu görevle vazifelisiniz, vazifeniz var!.. Sorumlusunuz, vebaliniz var!.. Bu hizmetin şuuruna erin!.. Her biriniz, olanca gücünüzle bu davaya omuz verin, destek olun!..

61

Maksadımız, emîn olun dergi çıkartmak değil!.. Kazanç gayemiz de yok! Çünkü, Allah bizi o merhalelerin üstüne çıkarttı, şahsen bir ihtiyacımız yok. Yâni, paramızı nereye, hangi hayırlı işe harcedeceğiz diye, onun yolunu arayan insanlar durumuna geldik. Belki bir zaman sonra, siz de o duruma gelirsiniz. Yâni, mühim olan İslâm'a hizmettir. Bu hizmeti beraber yapmaya mecburuz!.. Neden?.. On kişinin kaldırabileceği bir yükü, bir kişi kaldıramaz... On kişi lâzım, yirmi kişi lâzım ki, kalksın.

O bakımdan, hepinizi şuura davet ediyorum!.. Göreve davet ediyorum!.. İslâm'a hizmete davet ediyorum!.. Hakka tabi olmaya davet ediyorum!.. Körü körüne hareket etmemeye davet ediyorum!..

Hazret-i İmam-ı Azam Ebû Hanife, "Benim mezhebimin ahkâmının sebeplerini bilmeden, benim mezhebimin hükmüyle hükmetmesin bir kadı!" demiş. Yâni, "Ben o hükmü niye vermişim, sebebini bilsin; onu bilmeden hükmetmesin!" diye söylemiş. Siz de işte bu şuurla hareket edin!.. El birliğiyle İslâm'a güzel hizmetler edelim!.. Basın sahasında yerleşelim!..

62

Basın sahasında güzel gelişmeler oldu. Biz sebep olduk bir kısmına... Bizden önce de başka çalışanlar oldu ama, derli toplu bu işe en büyük önemi veren, dikkati çeken bizim grubumuz oldu. Sizler oldunuz... Sizlerin katkısıyla, daha bir canlandı dergi... Yâni, bir ara bir hayli zayıflamıştı. Çünkü, pasif direniş vardı!.. Grubumuzun içinde işi yavaşlatma grevi vardı!.. Bu pasif direniş yenildi elhamdülillah... Derginin birkaç sayıdır görüyorsunuz canlılığını... İnşaallah daha büyük atılımlar için, işbirliği yapalım, elbirliği yapalım... Dergi sizindir; öyle bilin! Siz de yazı gönderin!... Siz de dertleriyle dertlenin, işleriyle ilgilenin!.. Maddî bakımdan destek olun!..

Bir başarı için, kaliteli eleman kadrosu lâzım; bir de finansman gücü lâzım!.. Maalesef, gözü kör olasıca para, her yerde ihtiyaç olarak görülüyor. Dünyalık gerekiyor. Peygamber SAV Efendimiz'in zamanında da öyle idi. Peygamber Efendimiz'in hizmetine, Ebûbekir Sıddîk Efendimiz, bilmem kaç bin altınını tahsis etmişti. Osman-ı Zinnûreyn Efendimiz, bilmem ne kadar büyük servetlerini tahsis etmişti. İslâm, o büyük servetlerin tahsisiyle, büyük mücadelelerden böyle yüz akıyla çıkmıştı. Parasız olmuyor bu işler... Para bizim vasıtamızdır; biz paranın kölesi olmayalım!.. Parayı İslâm'a hizmet ettirelim!..

63

Allah, hepinize hakkı hak olarak görmeyi nasib etsin... Kalbinize pırıl pırıl, ışıl ışıl bir nurâniyet versin... İman-ı kâmil ihsan eylesin... Tevfikını refîk eylesin... Her işinizi rıza-i Bâriye uygun, her sözünüzü Allah rızasına uygun yapmaya muvaffak eylesin... Gerçekleri görüp, doğru hedeflere yürümeyi nasib eylesin... Hak yolda hak ehlini, onlarla beraber olmayı, onları desteklemeyi, hayırlı verimli çalışmalar yapmayı nasib eylesin... Çalışmalarımızı verimli, semereli, faydalı eylesin... Ümmet-i Muhammed'in istifade edeceği çalışmalar eylesin...

Bir gün gelip de vademiz yettiğinde, bu dünyadan göçtüğümüz zaman, arkamızdan hayır dua ile anılmamıza ve sevaplarımızın gelmesine sebep olacak, hayrât ü hasenât bırakmayı, eser bırakmayı; faydalı çığırlar açmış olarak sevap kazanmaya devam etmeyi, Allah cümlenize cümlemize nasib eylesin...

Dünyanın ve ahiretin her türlü tehlikelerinden, üzüntülerinden, sıkıntılarından, başarısızlıklarından Rabbimiz bizi mahfuz eylesin... Allah-u Tealâ Hazretleri, bizleri kimsenin önünde hor ve zelil etmesin... Kimseye boyun büktürüp el açtırmasın... Alnımızın akıyla, kalbimizin imanıyla, pırıl pırıl, hürler olarak, ahrâr olarak, ebrâr olarak, ahyâr olarak yaşamayı nasib eylesin...

64

Huzuruna, sevdiği razı olduğu kullar olarak varmamızı nasib eylesin... Yüzü ak, alnı açık kullar olarak, bigayri hisâb, defter divan açmadan, bizi mahşer halkına mahcub etmeden, cennât-i âliyâta dahil olmayı nasib eylesin... Cemaliyle müşerref eylesin...

Bihürmeti esmâihil hüsnâ ve habîbihil müctebâ ve bihürmeti esrârı Sûretil Fâtiha!..

5 Mayıs 1990 - İSTANBUL

65

DÜNYADA DEĞİŞEN DENGELER

Çok muhterem kardeşlerim!.. Esselâmü aleyküm ve rahmetullah!..

Sözlerime başlamadan önce, başta Peygamber SAV Efendimiz'in ruh-u pâkine hediye edilmek üzere; cümle enbiyâ ve mürselîn, evliyâullah ve mukarrebînin; ve hassaten verese-i nebî ulemâ-i mahakkıkîn, hulefâ-i rusül sâdât-ı meşâyih-ı turûk-u âliyyemizin ruhlarına hediye olmak üzere; bu beldeleri fethedip bize açmış, miras ve yâdigâr ve emanet bırakmış olan fatihlerin, şehidlerin ruhlarına; salihlerin, abidlerin, zâhidlerin ruhlarına; eksikleriyle kusurlarıyla, bütün mü'minîn ü mü'minât ve müslimîn ü müslimât kardeşlerimizin de dereceleri üzere ruhlarına hediye edilmek üzere, hepinizden bir fatiha, üç ihlâs-ı şerif okumanızı ricâ ediyorum.

.........................

Allah razı olsun... Hazret-i Ali (RA ve Kerremallahu Vecheh) Efendimiz'in çok ilgi çekici sözleri vardır. Ben bir ara onlara merak sardım, çamtamda onları gezdirdim, okudum. Muhtelif sohbet toplantılarımızda okundu. Hakikaten çok modern, daha doğrusu zamanla eskimeyen güzellikte görüşleri ve sözleri var, Hazret-i Ali RA Efendimiz'in. Allah şefaatine nail eylesin...

66

Hazret-i Ali Efendimiz bir vecîzesinde, hikmetâmiz sözünde buyuruyor ki: "Evlâtlarınızı yarınların şartlarına göre yetiştirin! Çünkü, onlar sizin devrinizin değil, ileriki devrin insanlarıdır!.." Bu, eskimeyecek bir söz!.. Çok görülen yerlere, çok yüksek yerlere yazılması gereken bir söz!.. Ben de size ilk önce bunu zikretmeyi düşündüm. Çünkü işimiz, bir taraftan insan eğitmek ve yetiştirmek... Hepimizin yetişmeye ihtiyacı var. O bakımdan bütün çalışmalarımızı ileriye, 10 sene, 20 sene, 30 sene, 50 sene, daha uzun seneler ilerilere bakarak hazırlamak, planlamak gerekir diye düşünüyorum.

Bizim dışımızdaki rakib, hasım ve düşman toplumlar, medeniyetler, inançlar, gruplar, bizden metod bakımından çok daha ileri durumdalar. Metodları o kadar geliştirmişler, o kadar bilimselleştirmişler ki; işbölümünü aralarında o kadar yerleştirmişler ki; yapılması gereken işleri, üzerine eğilip çalışarak o kadar başarmışlar ki; şimdiki zamanı değil ileriyi, 2000 yılını, daha sonraki yılları planlıyorlar ve onların hazırlığını şimdiden yapıyorlar. Halbuki biz, zamana bile yetişemiyoruz. Hadiselerin arkasından, kancayla bir yerimizden onlara takılmışız da sürükleniyormuşuz gibi bir durumdayız.

67

Bizler İslâm Alemi'nin --Allah'a hamd ü senâlar olsun-- oldukça iyi evsafa sahip bir ülkesi mensuplarıyız. Bizim ötemizde, daha şarkımızda, daha güneyimizde, daha da acınacak durumda olan dindaşlarımız, kardeşlerimiz, gönüldaşlarımız var. Tabii, bu bizim için üzücü, elem verici bir hadise... Olayların daima gerisinden gidiyoruz. Olayların yorumlanmasında da, dikkat ediyorum, en ileri seviyelerdeki kardeşlerimizle --yâni, politikada en yüksek mevkilerde bulunmuş olan kardeşlerimizle-- zaman zaman konuşuyorum, eski konuşmalarını hatırlıyorum; değerlendirmelerimizin bilimselliği, gerçeğe uygunluğu; tefsirlerimizin, olayları açıklama tarzımızın gerçeklere uygunluğu konusunda ciddî tereddütlerim var.

Dünyada çok, çok büyük değişmeler oluyor; gözlerimizin önünde, gazetelerden takib ediyoruz. Şaşılacak, sürpriz diye adlandırılan olaylar hergün gazetelerde karşımızda... Mühim gelişmeler çevremizde hızla, baş döndürücü bir hızla devam ediyor. Bunları çok iyi takib etmek ve değerlendirmek vazifemiz, yaşamak için. Yaşamak için, olayları arkadan takib etmek değil, çok yakından takib etmek, değerlendirmek ve gereken tedbirleri almak zorundayız. Çünkü çevremizdeki olayların bizden soyutlanması mümkün değil! Bizim dışımızda olaylar olmakla beraber; kıyıdan, köşeden, kenardan mutlaka bizimle ilgili olaylar...

68

Rusya'daki gelişmeleri, bizden ayrı sayamayız... Balkanlar'daki gelişmeleri bizden ayrı sayamayız... Komünist ülkelerdeki değişmeleri, komünist rejimlere karşı infialleri gözardı edemeyiz... Amerika ile Rusya'nın yakınlaşması, Rusya'daki büyük değişiklikler, liberalleşme gibi görünen durumlar, bunların arkasında yatan gerçekler, bunları bu çeşit hareket etmeye sürükleyen sebepler... Birbirine uzun yıllar hasmâne tavır takınmış olan ve yıldız savaşları hazırlıklarıyla, edebiyatlarıyla, filmleriyle bizleri oyalamış olan milletler, şimdi el ele tutuşmuş!.. Herhalde, birbirlerini yenemeyeceklerini anlamış olduklarından; ya da böyle husûmetle gittikleri takdirde, kârlı çıkanın dahi çok büyük zararlara uğrayacağını görmüş olduklarından; akl-ı selîmin, mantığın, basîretin gereği de olabilir. Yine, değerlendirmelerde tereddütlüyüm; çünkü çok çeşitli, böyle yelpaze tarzında, rengârenk değerlendirmeler yapılıyor.

Bütün bu değişiklikler, mutlaka sempozyumlarla, seminerlerle, doktora tezleriyle, travaylarla mutlaka ciddî olarak, mahalline giderek değerlendirilmeli!.. Yâni, birkaç gazete haberine bağlı olarak yorum yapma durumundan, artık kurtulmalıyız. Çünkü, onlar da şaşırtıcı haber vermiş olabilirler, bize gerçekleri göstermemiş olabilirler, saklamış olabilirler...

69

Elinize bir kitap geçtiği zaman, o kitabın, tamamen müellifin kaleminden çıkmış bir kitap olup olmadığından emin olamazsınız. Bazı parçalarını çıkartıyorlar tercümelerde... Bazan bakıyorsunuz ki, aslını takib ettiğiniz kitabın, tercümesinde aradığınız şey bulunmayabiliyor.

Bizim, çevremizdeki insanlarla menfaatlerimiz, muhtelif noktalarda çatışıyor; hiç şüphe yok!.. Rusya'yla, Amerika'yla, Avrupa'daki bir çok ülkeyle, çevremizdeki bir çok ülkeyle, çok çeşitli hayatî konularda ihtilâf halinde olduğumuz, gazetelerden bilinen bir şey. Tarihî bir oluşumun da devamı. Tarih boyu, Osmanlı İmparatorluğu'nun yaptığı bütün savaşlar, irili ufaklı savaşların hepsi, bir haçlı zihniyeti ile İslâm zihniyetinin mücâdelesini sergiler. Şimdiki olaylar da onlarla hiç ilgisiz, birden başlamış olaylar değildir; mutlaka onlarla bağlantılı olaylardır. Dünyaya hakim olan güçler, --klasik, bizim alışkın olduğumuz kelimelerle-- yahudiler, hristiyanlar; daha başka menfaati olan insanlar... Zaten, bir insanın menfaatine dokunduğunuz zaman, adı sizin adınız gibi bile olsa, aynı şehirde bile doğmuş olsanız, arsasına filân tecâvüz ettiniz mi, dostluk bozuluyor. Biraz menfaatini zedelediğiniz zaman, yaka paça birbirinize giriyorsunuz zaten. Yâni, bu meseleler çok önemli... Şimdi, uzun yıllar, uzun asırlar mücadele ettiğimiz cepheler, güçler, karşı milletler ve bu mücadelenin şu andaki manzarası içinde bulunuyoruz. Ne tarihten kendimizi çekip sıyırabiliriz, ne de geleceğe doğru böyle lâkayd kalabiliriz. Bu şahısların bizimle menfaat çatışmaları olduğu muhakkak... Bu şahısların bizimle ideolojik çatışmaları olduğu muhakkak... İslâm'dan ürkenlerin büyük yekünde oldukları muhakkak.

70

Hindistan'daki olayları biliyorsunuz. Beşyüz-altıyüz milyon Hindli, öküze tapan insanlar; her gördükleri yerde, her fırsatta müslümanlarla nasıl mücadele ediyorlar?.. Nasıl hunharlık ediyorlar?.. Afrika'yı görüyorsunuz, Güney Afrika çok tipik bir misal. Elmasın çıktığı, çeşitli madenlerin, uranyumun bulunduğu o bölgede, insanlığın nasıl iflas ettiğini görüyorsunuz. Coplar, öldürmeler, mücadeleler... Hürriyet diye bir şey yok, kanunlar işlemiyor... Yâni, insan hakları ile ilgili evrensel ahlâk kaideleri, kanunları işlemiyor.

Şimdi, bu kadar dost(!) arasında insan nasıl rahat yaşar, nasıl rahat yatar, nasıl rahat oturur, nasıl rahat keyfine bakar; şaşılacak şey!.. İnsanın, sırf onları düşünmekten uykusunun kaçması lâzım!.. Çevremizdeki aç kurtlar gibi, veyahut akbabalar gibi, bizim ölmemizi, yere serilmemizi bekleyen bunca düşmanın arasında, tabii çok müteyakkız olmak durumundayız.

Bir kere onları güzel bir klasifikasyona tabi tutmalıyız, tasnif etmeliyiz, tahlil etmeliyiz. Ne gibi tedbir alabilirler, düşünmeliyiz. Tedbirlerine karşı, ne gibi önlemler alabiliriz, karşı tedbir alabiliriz; onları düşünmeliyiz.

71

Eskiden, düşmanların birbirlerine rekabetinden faydalanma diye bir politika vardı. Meselâ: İstanbul'u Rusların almasını Avrupalılar istemez; onun için Osmanlılar, İngilizlerle işbirliği yaparlar, Sivastopol'ü topa tutarlar... Öbür taraftan İngiltere'yle bir çatışma başlar; bu sefer bakarsınız diğer taraf size destek sağlar. Eğer İngiltere sizden çok büyük bir yer kopartacaksa, aman kopartmasın diye... Böyle bir takım politik dengelerden, bazı fırsatlardan istifade düşünülmüş. Ama, şimdi o kadar bilimsel çalışıyorlar ki karşımızdaki insanlar; birbirleriyle savaş durumunda olan, silah deposu haline getirilmiş ülkelerde şimdi elele verdiler, toplantılar yapıyorlar... Biz, o toplantıların sonuçlarından haberdar değiliz. Bize ne gibi çoraplar ördüklerini bilmiyoruz. Hasbunallahi ve ni'mel vekîl... Allah'a sığınırız, Allah bizi korusun...

Allah, şerlilerin şerrine uğratmasın ama, İslâm'ın önemli hizmetlerinden birisi, ribatlarda murabıt olmaktır. Yâni, hudut karakollarında gözcü olmaktır. Bir mücâhid kelimesi vardır İslâm'da; mücâhid fî sebîlillah, gazi, gaza eden kimse... Bir de murabıt vardır; ortada savaş olmasa bile hudutlarda, ribatlarda, kalelerde İslâm'ı bekleyen... Şimdi, bu kaleler hudutlarda değil kültür merkezlerinde, kültürel değerler olarak karşımızda bulunuyor. Bizim, murabıt vazifesini yüklenmiş insanlar olduğumuzu, hiç bir zaman unutmamamız gerekiyor.Her birimiz kendimizi, bir elimizde silah, "İslâm Alemi rahat etsin diye sen uyumayacaksın, nöbet tutacaksın! Aman dikkat et, düşman gelmesin!" diye bir göreve getirilmiş insan olarak telâkkî etmeliyiz. Bu murabıtlık kelimesini notlarınıza yazın!.. Bu kelime hatırınızda ve hafızanızda iyice yer etsin, çevrenize söylemeniz bakımından.

72

Avrupa Topluluğu'na resmen müracaatımız var. Kabul ederler-etmezler, alırlar-almazlar, gireriz-girmeyiz münakaşalarına ben gülüyorum. Fiilen girmekteyiz zaten!.. Tren devam edip duruyor tünelde, seyrine devam ediyor. Trenin öbür ucu Avrupa Topluluğu... Biz, "Acaba kabul ederler mi, etmezler mi; girermiyiz, girmezmiyiz?.." tarzında konuşuyoruz ama, tren seyir halinde, hareket halinde... Bu, bizim için en kötü sonuçlardan birisidir. Yâni, kötü sonuca götüren bir seyir, şu anda devam etmektedir. Şu anda, kötü bir akıbete doğru seyir halinde bulunuyoruz. Bu seyir halinde bulunuşumuzu bilelim.

Uçuruma uçmuş bir insan, havada uçarken, "Elhamdülillah, şu anda rahattayım; çünkü, hiç bir şeyim yok, ne ağrım var, ne sızım var!" filân diyebilir. Evet, o anda havada uçuyor ama, aşağı vurduğu zaman belli olacak... Ta aşağıya, uçurumun dibine erip de oraya vurduğu zaman, iş belli olacak. Yâni, şimdiki rahatlıkta fevkalâde huzursuz olmamız lâzım, fevkalâde üzüntü içinde olmamız lâzım!.. Diyebilirim ki, bizim şu neslimizin en önemli görevi, Avrupa Topluluğu'na girmemeyi sağlamaktır!.. Yâni sizlerin ve bizlerin en önemli görevimiz!.. Çünkü, bekamızın ilk şartı budur... Müslüman olarak var olmamızın ilk şartı budur. Bu durumda yönetimimizle ters düşmüş bulunuyoruz. Şu anda devletle millet, devletin resmî politikasıyla milletin arzusu ters düşmüş bulunmakta... Hareket o tarzda devam ediyor. Ama, bitmediği için, çıkmadık canda ümit olduğu için; Allah CC:

73

(Lâ taknetû min rahmetillah!) "Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin!" buyurduğu için, ümidimizi kesmiyoruz. Yâni, yâ kısmet... İnşaallah... Allah-u Tealâ Hazretleri:

(Men yettakıllahe yec'al lehû mahrecen ve yerzukhü min haysü lâ yahtesib) "Allah, takva ehli kullarına, ummadığı yerden bir çıkış noktası ihsan eder; rızıklarına gark eder." diye müjde olduğu için, biraz rahat nefes alabiliyoruz. Yoksa, hepimizin ağlaması lâzım!.. Oturup gece-gündüz, sabah-akşam ağlamamız lâzım; çünkü, sonumuz belli... Yâni, idamlık bir mahkûmun hücredeki oturması, hiç bir şeyi değiştirmez. Biraz sonra gelecekler, hüküm infaz edilecek... Bir imam gelecek, şöyle olacak, böyle diyecekler, götürecekler; idam edilecek... Öyle bir durum.

Onun için, bu da çok önemli bir hadise olarak zihninize yerleşsin ve gaye olarak hepimiz bunu bilmeliyiz ki: "Her ne pahasına olursa olsun, biz AT'ye girmemeliyiz!.." AT'ye girdiğimiz zaman, Konya vilâyetinin T.C. içindeki yönetim gücü kadar bir gücümüz olacak... Yâni, kanunlar Ankara'da hazırlanıyor, meclisten çıkıyor; valiler Ankara'dan tayin ediliyor... 1. Ordu, 2. Ordu Millî Savunma Bakanlığı'na bağlı, Genel Kurmay'a bağlı; Ankara'dan idare ediliyor. Konya diye bir vilâyetimiz var, şu kadar sahası var... filân. Ne kıymeti var?.. İşler Konya'nın dışında oluyor. Şimdi biz de Avrupa Topluluğu'na girdiğimiz zaman, aynı şey olacak!.. Konya'nın büyüklüğünü fazla gördüler, bölelim dediler. Aksaray'ı, Karaman'ı böldüler; daha da bölebilirler. Bakarsınız kızarlar, ilçe yaparlar; Kırşehir bir ara ilçe yapılmıştı ya, onun gibi.

74

Bilmiyorum neden aklıma Konya misali geldi? Kasden söylemedim; Konya yerine başka bir yeri de düşünebilirsiniz. Türkiye'yi anlatarak dışarıyı anlayalım diye söyledim. Biz de böyle bir topluluğa girdiğimiz zaman, bizden önce kaç tane girmiş ülke varsa, o ülkelerin sonuna, bir başka yeni ülke olarak eklenmiş olacağız. 14., 15., 17. neyse, ne zaman üye yapacaklarsa, o kadardabir gücümüz olacak... O kadardabir gücümüz de olmayacak; çünkü, kültürleri ve niyetleri tamamen bizden farklı olan insanlar. Yâni, senin muhalefet şerhinin hiç kıymeti olmaz; onlar bütün istediklerini icra ederler. Bir şanlı tarih sayfasının kapanması demektir yâni.

Bizim içimizde kraldan fazla kralcılar vardır. Buna da şaşmamak lâzım; çünkü, heterojen bir bünyeye sahibiz. Asırlar boyu imparatorluk olarak yaşadığımız için, her çeşit insan gelmiş. Tahlil etmek lâzım: "Bu insan kimdir? Niye böyle bu kadar ters hareket ediyor?.." İnsanları tahlil edin!.. Evet, ırkçı değiliz ama, insanların soyunu sopunu bir araştırın!.. Padişahlarımız araştırmışlar, yedi nesil sağlam olmasına dikkat etmişler; bir oyuna gelmemek için. Bugün emperyalizm ajanını belki ilkokuldan seçiyor!.. Belki ortaokuldan seçiyor, öyle yetiştiriyor!..

75

Bana Hicaz'da Mısırlı bir münevver söylemişti: "Cemâl Abdünnâsır, daha bir yıldızlı teğmen iken, Nil'in kenarındaki Amerikan sefaretindeki baloların, en gözde müdâvimlerinden idi." demişti. Cemâl Abdünnâsır, daha teğmen iken, daha henüz rütbe bakımından kifayetli bir seviyede değilken, Amerika'nın malı!.. Amerika'nın hayranı!.. Amerikan sefaretinin beslemesi!.. Şimdi, bu adamdan ne hayır gelir?.. Gelmedi. İsrail karşısında ağlamış televizyonda. Belki ağlamıştır ama, ben ağlamasının bile samimiyetine inanmıyorum. Çünkü, "İnsanın nifakı tamam olunca, gözüne sahib olur; istediği zaman ağlar!" diyor Peygamber Efendimiz... Münafıklığı tamam oldu mu, gözünün muslukları elindedir; istediği zaman açar, hüngür hüngür ağlar... İstediği zaman kapar, durur. Biraz sonra güler. Münafık, meslekten pişkin insan... O bakımdan, ağlamasına bile güvenilmez; çünkü, çekirdekten yetişme...

Emperyalizm menfaatlerini tesadüflere bırakmıyor, seçimlere bırakmıyor!.. Yâni, lâlettayin insanların üstüne baskı yapalım da, şöyle edelim, böyle edelim... Ona bırakmıyor; yetiştiriyor elemanını, hazırlıyor. Demin söylediğim önceden planlama yoluyla, 20 yıl sonra kimin nereye geçeceğini, her halde tahminen veya ta'yinen kararlaştırıyor. Ondan sonra, onun olması için çalışıyor... Tabii, bir kaç alternatif de üretiyor. Mesela; bir uçağın bir kanat mekanizmasının çalışması için, bilmem 17 tane mi dediler, daha fazla mı hat varmış. O mekanizmaya komuta için çekilmiş hat... Birisi arızalanırsa ötekisi kullanılsın, ötekisi arızalanırsa başka birisi kullanılsın da, kanat arızalanmasın, uçaktakiler düşmesin diye; emniyet katsayısını arttırmak için. Onu bilen insanlar, tabii sosyal olaylarda da tedbirleri alıyorlar.

76

Ben, bizim müslümanları çok ayıplıyorum, muhterem kardeşlerim!.. Özellikle devlet yönetiminde bulunmuş, bizden önceki nesilden kardeşlerimize çok söyledim: "Devlet Planlama Teşkilatı'nda bulundunuz, devlette bakanlık yaptınız, çeşitli şeylere sahib oldunuz... Şimdi Türkiye'nin her ilinde, her ilçesinde, bucağında, köyünde bir bina yapılacağı zaman --meselâ, beş katlı bir apartman yapılacağı zaman-- ozalite çekilmiş, altı metre boyunda, katlanmış bir şey karşınıza gelir. Tesisat planı, alt kat planı, yandan görünüş, önden görünüşü, üstten görünüşü, detaylar, girintiler-çıkıntılar, baca delikleri, lavabonun konulduğu yer, vesaire vesaire... Avrupalı planı o kadar güncel hale getirmiş ki, o kadar tabii hale getirmiş ki; peynir-ekmek gibi, yâni, her köşe başında bulunan alelâde şeyler gibi olmuş ve bunlar uygulanıyor. Fakat, İslâm'ın binasının yapılmasında ne plan var, ne proje var, ne böyle sayfa sayfa çekilmiş özalit şeyler var?.. Hiç bir şey görmüyoruz." Bunu muhtelif defalar ifade ettim. Bu bizim büyük kusurumuz!.. Sosyal olayların da, hizmetlerin de mutlaka --hiç olmazsa, bir apartmanın yapılışı kadar-- planlı olması gerekir.

77

Muhterem kardeşlerim, şunu iyi bilelim: Allah-u Teala Hazretleri, kendisinin has kullarına yardım etmeyi, kendisinin üzerine hak olarak bilidiriyor:

(Ve kâne hakkan aleynâ nasrül mü'minin) Yâni, mü'minlere yardım etmesi, Allah'ın lütfu ve vaadidir. Onun için, korkmuyoruz! Bir kişi kalsak bile korkmayız. Peygamber SAV Efendimiz, en ümitsiz zamanlarda: "Sabredin! Siz sabretmiyorsunuz; vallahi bu din okyanusların ötesine ulaşacak!.." demişti. Yâni, müslümanlar küçücük bir azınlık iken, böyle ezildiği zamanda bunları söylemişti. Allah-u Tealâ Hazretleri'nin bize yardımı vardır. Allah'ın rızası cephesinde olmak, en büyük iftiharımız ve en büyük güç kaynağımızdır. Bu bizim için, çok büyük bir avantaj... Allah'ın yolunun yolcularıyız, Allah'ın dininin hizmetçileriyiz; bizim sırtımızı kimse yere getiremez!.. Öldürülürsek, şehid oluruz; kalırsak, başarırsak, gazi oluruz, muzaffer oluruz, galib oluruz, fatih oluruz... O bakımdan biz, (ihdel hüsneyeyn) iki güzel akıbetten bir tanesine muntazırız her çalışmamızda... Kâfirlerin hiç bir şeyi yok, hiç bir avantajları yok ellerinde...

78

O bakımdan, bütün avantajlar bizim elimizdedir. (Hasbunallah ve kefâ) Allah-u Tealâ Hazretleri bize yeter ve bize çok imkânlar vermiştir. İşte, bu imkânları kullanmamamızın bize vebali olabilir. Potansiyelimiz yüksek olduğu halde, imkânımız çok olduğu halde, "O mahîlerdir ki, derya içredirler, deryayı bilmezler!" durumunda olmamız bahis konusu... Tarlasından elmas çıkan insanın, "Tarlam verimsiz, taşlık!" diye, diyar-ı gurbete çalışmaya gidip, gurbette yoksul öldüğü gibi... Yâni, tarlasından dünyanın en büyük elmasının çıktığı kişi, böyle ölmüş. Hindistan'da, pürnûr denilen o büyük elmasın çıktığı yer, bir adamın tarlasıymış. "Burdan verim alınmıyor; buğday ektiğim zaman, şu kadar cılız çıkıyor..." filân diye, adam sefaletini gidermek için başka diyarlara gitmiş; oralarda aç, garib, sefil ölmüş. Bizim, o durumda olmamız bahis konusu... İmkânlar var, kullanmasını bilmiyoruz cahilliğimizden, gafilliğimizden; bu önemli bir nokta.

İdeolojik bakımdan, emsalsiz bir ideolojiye sahibiz. Geçenlerde, Avrupa'da uzun seneler hizmet görmüş bir din görevlisi, yüksek İslâm enstitüsü mezunu, askerlik arkadaşım, beni evine çağırdı. Gece üçe kadar projeksiyonla, video ile, kitaplarla, kupürlerle anlattı. Vaktin nasıl geçtiğini anlayamadık. Kitaplarla isbat ediyor, --kitapları böyle önüme serdi-- kupürlerle isbat ediyor... Muhterem kardeşlerim! Dünya, müslümanların elindeki potansiyeli görüyor, korkudan tir tir titriyor; bunu bilin!.. Yayınlarında da var, tir tir titriyorlar; "Aman, bu müslümanlar gelirse, uyanırsa, halimiz ne olur?" diye. Allah bize böyle bir imkân vermiş.

79

Jeopolitik durumumuz, fevkalâde müsâit... Ekonomik imkânlarımız, hiç kimseye el açmaya lüzum birakmayacak kadar yeterli... Nüfus imkânımız, kalabalıklığımız yeterli... Dünyadaki her beş insandan bir tanesi müslüman; yâni, dünyanın beştebir nüfusuna sahib bulunuyoruz. Ve elhamdülillah --bizden önceki nesillere göre-- sizler ve bizler, çok rahat bir dönemde yaşıyoruz. Kıbrıs harbi hariç, biz harb görmemiş bir nesiliz. Dedelerimiz İstiklâl Harbi'ni gördüler, belki bir kısmımızın babası da gördü. Dedelerimiz İstiklâl Harbi gazisi... Şimdi, "90 yaşında, 89 yaşında falanca yerde öldü." filân diye TRT yayınların haber bülteninin sonunda söylüyorlar. Biz harb görmemiş bir nesiliz. Harb görmeden uzun bir zaman geçirmiş bir nesil, çok büyük bir avantaj!.. Her yıl bir harble darbe yeyip zaafa uğramak, nüfusun kırılması, iş yapacak insanların helâk olması, paraların heba olması; böyle bir durum yok. Bu kadar sene harbsiz gelmiş olmamız fevkalâde büyük bir avantaj.

Bizden öncekilerin hayal ve tahmin edemeyecekleri kadar, hareket imkânlarına şu anda sahibiz. Yâni, bundan 40 yıl önceki insanlar, belki bu diyarlarda İslâm'ın bekasından ümidlerini kesmişlerdi... Elli yıl önceki insanlar belki, "Artık buralarda Allah'a ibadet edilmez." diye düşünüyorlardı... Ama şu anda, onların hayallerine sığmayacak kadar, tahmin edemeyecekleri kadar hareket imkânına sahibiz. Elhamdülillah müslümanlar, memleketini seven insanlar, bu imkân ve fırsatlara sahib olmuş durumdadırlar... Hizmetlerin başına gelmiş durumdadırlar... Çalışma ve hizmet fırsatı var... Çalışma ve hizmet fırsatı oluştu, doğdu ve karşımızda duruyor. Bir kadro personeli patlama noktasına gelmiştir. Yâni, mezunlar, mezunlar, mezunlar... Yüksek tahsilliler, fakülte mezunları; bir yığın idealist, mütedeyyin, babasını tenkid eden, babasını beğenmeyen --hatalı olduğu için-- babasına yol gösteren insan meydana gelmiş durumdadır... Annesini tenkid eden, "Bu ne biçim müslümanlıktır?.. Şöyle yapman lâzım, böyle yapman lâzım!" diye annesini babasını yola getiren bir nesil oluşmuş durumda... Bir başörtüsü uğruna, on tane erkeğin tahammül edemeyeceği cefayı göğüsleyen, erkeklerden daha merdâne genç kızlar yetişmiş durumda... Emin olun, siz yapamazsınız!.. Utanırsınız... Namaz kılmağa utanırsınız, abdest almağa utanırsınız. Onlar gibi tüm topluma, salon dolusu insana inat, tersine bir durumda siz duramazsınız! Çoğunuz duramaz!.. Ama onlar, sizden ve bizden daha merdâne durabiliyorlar. Hayranım yâni!.. Böyle bir potansiyel birikmiş durumda. Bu geniş imkânları Allah bizden sorar!..

80
81 ilâ 100. sayfalar
©2024 Kotku Enstitüsü v2.7.0