201 ilâ 220. sayfalar

Bu bilmeyerekten kaza olmuş. Fakat bilerekten da akrabası alınmaz ya... O akrabalardan evlenirse; bunlar da müslümanım derler, fakat ehl-i küffardandır.

Yine Peygamber Efendimiz SAS buyurmuş ki:

1. (Lâ yekûnül abdü fis semâi velâ fil ardı mü'minen) Mü'min ne yerde ne gökte mü'min olamaz, (hattâ yekûne vesûlen) Allah'a vasıl olmadıkça...

2. (Ve lâ yekûnü vesûlen hattâ yekûne müslimen) Fakat o vuslat-ı ilâhiyeye erişmek de, ancak müslümanlıkla olur. Müslüman olmadan Allah-u Teâlâ'ya vuslat olmaz.

3. (Ve lâ yekûnü müslimen hattâ yüslimen nâsü min yedihî ve lisânihî)Ama müslüman da olamaz, insanlar onun elinden ve dilinden selâmette olmadıkça...

4. (Ve lâ yekûnü müslimen hattâ yekûne âlimen) Alim olmadıkça da yine öyle tam bir müslüman olamaz.

5. (Ve lâ yekûnü âlimen hattâ bil ilmi âmilen) İlmiyle amil olmadıkça da alim olamaz.

6. (Ve lâ yekûnü bil ilmi âmilen hattâ yekûne zâhiden) Zâhid olmadıkça da ilmiyle amil olamaz.

7. (Ve lâ yekûnü zâhiden hattâ yekûne verian) Zâhid de olmaz, şüpheli şeylerden kaçınmadıkça...

221

Arabistan'da bir çok şeyler satıyorlar şişelerde... Kola mı diyorlar, ne diyorlar; çeşitleri var... Fakat yerli takvâ sahibi müslümanlar onları içmiyorlar. Biz de bilmeden içtik bir vakit... Sonra dediler ki:

"--Bunlar içilmez yâhu!" dediler.

"--Neden?.."

"--Bunları yapanların zâten ne olduğu belli değil... Dış memleketlerden geliyor. İçlerine neler koyuyorlar, bilmiyoruz. Bunlar ehl-i veraa yakışmaz. Allah'tan korkan insanların şübûhattan kaçınmaları lâzım!.." dediler.

8. (Ve lâ yekûnü veraan hattâ yekûnü mütevâdıan) Mütevâzi bir insan olmadıkça da vera' sahibi olamazsın.

9. (Ve lâ yekûnü mütevâdıan hattâ yekûne ârifen binefsihî) Nefsine arif olmayan da mütevâzi olamaz.

10. (Ve lâ yekûnü ârifen binefsihî hattâ yekûne âkılen fil kelâm) Nefsini de bilici olmaz, ağzından çıkanı bilmedikçe..."

Yahyâ ibn-i Muaz (Rh.A) diyor ki:

--(Yâ sâhibel ilmi ves sünneh) Ey ilim sahipleri, ey sünnete riayet eden alimler!..

1. (Kusruküm kayseriyyetün) Şu köşklerinize bakın; köşkleriniz kayserlerin evine benziyor!

2. (Ve büyûtüküm kisreviyyetün) Evleriniz de kisrâların, acemlerin evlerine benziyor.

222

3. (Ve mesâkiniküm kàrûniyyetün) Meskenleriniz de Karun'un meskenlerine benziyor.

4. (Ve ebvâbüküm tàlûtiyyetün) Kapılarınız da Tâlut devrinin kapılarına benziyor.

5. (Ve siyâbüküm câlûtiyyetün) Esvablarınız da Câlut devrinin insanlarının esvaplarına benziyor,

6. (Ve mezâhibüküm şeytâniyyetün) Mezhebleriniz de şeytanın işine benziyor.

7. (Ve dıyâuküm mâridiyyetün) [Yok olmanız inatçı şerirlerin helâkine benziyor.]

8. (Ve vilâyetüküm fir'avniyyetün) İdareleriniz de Firavun idaresi...

9. (Ve kuddàtiküm âciliyyetan ashàbü rişvetin gaşâşiyyetin) Kadılarınız, hakimleriniz de rüşvet alırlar, zulmederler.

10. (Ve memâtüküm câhiliyyetün) Ölümünüz de cahiliye ölümüdür.

(Feeyne muhammediyyeh?) "Nerde Muhammed ümmeti?.."

Allah affetsin kusurlarımızı, günahlarımızı...

Şâir demiş ki:

Eyyühel münâcî rabbehû bienvâil kelâm,
Vet tâlibü meskenetü fî dâris selâm!

223

"Çeşitli dillerle Cenâb-ı Hakka yalvaran ey insan!.. Cenneti istiyorsun, dârüs selâmı istiyorsun, talebin o... Çok yalvarıyorsun güzel güzel..."

Vel mütesevvifü lit tevbeti âmen ba'de âmin,
Ve mâ erâke münsıfen linefsike beynel enâm.

"Tevbeni bu seneden gelecek seneye, bu seneden gelecek seneye bırakıyorsun, atlatıyorsun. Seni uyuyanların arasında nefsine insaf eden bir kimse olarak görmüyorum.

İnneke lev râfakte yevmeke yâ gàfilü bis sıyâm,
Ve ahyeyte tle leyleke bil kıyâm.

"Ey gàfil! Sen bu gününü oruca arkadaş etseydin, uzun geceni kalkıp ibadetle ihyâ eyleseydin;"

Vaktesarte bilkalîl minel mâi vet taâm,
Lekünte ahrâ en tenâle şerefel makàm.

"Suda ve yemekte az ile yetinseydin; şerefli makamlara nâil olmağa lâyık olurdun!"

Vel kerâmetel azîmete min rabbil enâm,
Ver rıdvânül ekberi min zil celâli vel ikrâm.

"Alemlerin Rabbinin büyük kerametlerine ve rıdvân-ı ekberine de nâil olurdun!"

Allah cümlemize nasîb etsin inşaallah...

Allah taksiratımızı affetsin... Seyyiatlarımızı hasenâta tebdil etsin... Kusurlarımızı affeylesin... Bize tevfikıni de refik etsin... Onun tevfikı üzerimize erişmedikçe ne kadar çabalasak, olmaz. Onu da senden isteriz yâ Rabbi!..

Mübarek ramazanın ihsanlarından, kadirin ihsanlarından bizleri mahrum etme yâ Rabbi!.. Cemâlinle, lütfunla bize ikram eyle yâ Rabbi!.. Cennetinle cümlemizi ikram eyle yâ Rabbi!.. Hüsn-ü hâtimelerle ahirete göçüşler de nasib ü müyesser eyle, çoluk çocuklarımızı da affü mağfiret eyle yâ Rabbi!..

27 Ramazan 1394 / 13.10. 1974

224

15. DERS

Elhamdü lillâhi rabbil alemîn... Ves salâtü ves selâmü alâ seyyidinâ muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn...

Mefhari mevcûdât muhammed mustafâ râ salevât!..

............

Seyyidüs sâdât muhammed mustafâ râ salevât!..

............

Habîbi hüdâ muhammed mustafâ râ salevât!..

............

(Kale bağdul hukemâ', aşere hısâlin yübğıduhallahu sübhânehû ve teâlâ min aşereti enfüsin) Cenâb-ı Hak on kişiye on şeyden dolayı gadab edermiş:

1. (Elbuhli minel ağniyâ') Zenginlerden bahillik yapanlara...

2. (Vel kibrü minel fukarâ') Hem fakir, hem kibirli olan kimselere...

3. (Vet tamau minel ulemâ') Hem ilim var, hem de tamaı var... Ona kızıyor.

4. (Ve kılletül hayâi minen nisâ') Hanımların hayasızlığına... Hayasız hanımlara...

5. (Ve hubbüd dünyâ mineş şüyûh) İhtiyarların dünya sevgisine...

6. (Vel keseli mineş şebâb) Gençlerin tenbelliğine...

7. (Vel cevrü mines sultàn) Sultanın zulmedişine...

8. (Vel cübnü minel guzât) Gazilerin korkaklarına...

225

9. (Vel ucbü minez zühhâd) Hem zâhidlik taslar, hem de kendini beğenir; böyle kimselere...

10. (Ver riyâü minl ubbâd) Riyâkâr abidlere Allah gadab eder, sevmez.

Peygamber SAS Efendimiz buyurmuşlar ki:

(El'âfiyetü alâ aşereti evcühin) Afiyet on vecih üzere olur. (hamsetin fid dünyâ ve hamsetin fil âhireh) Beşi dünyada, beşi de ahirette...

(Fe emmelletî fid dünyâ) Dünyada olan afiyet:

1. (El'ilmü) İlim.

2. (Vel ibadetü) İbadet.

3. (Ver rizku minel halâl) Helâlden rızık.

4. (Ves sabru alel şiddeti) Şiddetlere sabır...

5. (Veş şükrü alen ni'meti) Nimetlere şükür."

Bunlar dünyadaki afiyetler.

(Ve emmelletî fil âhireh) Ahiretteki beş:

226

1. (Feinnehû ye'tîhî melekül mevti bir rahmeti vel lutfi) Melekül mevt Azrâil geldiği vakitte gayet yumuşaklıkla, merhametle gelir.

Meselâ, Peygamber Efendimiz'e gelmiş, "Müsaade ederseniz alayım!" Mûsâ AS'a gelmiş, "Müsaade ederseniz alacağım!" demiş. Biz de müsaade edeceğiz ama, tatlı alır, acıtmaz canımızı... Bu sekerat-ı mevt çok zor şey... Allah hepimize tatlı ölümler, hayırlı ölümler versin... Bazan insan, ölen kimsenin çektiği ızdırabı görünce ürperiyor. Kolay çıkmıyor can... Allah rahmetle melekül mevtlerini yollasın inşaallah...

2. (Ve lâ yerûuhû münkerün ve nekîrün fil kabr) Mezara girdiği vakitte Münker ve Nekir korkutmaz onu... Güzel sûrette görünür.

E orada hiç görmediğimiz bir sîma ile karşılaşacağız. Görmediğimiz bir sîma korkunç şekilde gelirse, Allah esirgeye, insanın aklı başından gider. Sağlığında bile öyle korkunç sîmaları gördü müydü, korkar insan... Kabir bu, bakacaksın her taraf kapalı... Allaaah, korkutma yâ Rab!..

3. (Ve yekûnü âminen fil fezeul ekber) O kıyamet gününde emniyet altında olacak.

227

4. (Ve tümhâ seyyiâtühû ve tukbelü hasenâtühû) Seyyiatı silinip, hasenâtı da kabul olunacak.

5. (Ve yemurru ales sırât, kel berkıl lâmi') Sırattan da şimşek gibi geçip gidecek. (ve yedhulül cennete fis selâmeh) Cennete de selâmetle girecek.

Allah cümlemize göstersin inşaallah!..

Ebül Fadl (Rh.A) diyor ki:

(Semmallahu teâlâ kitâbehû biaşereti esmâi) Allah-u Teâlâ Kur'an-ı Kerim'e on isim vermiştir. Kur'an'ın on ismi var:

1. Kur'ân 2. Furkàn 3. Kitâb 4. Tenzîl 5. Hüdâ 6. Nûr 7. Rahmet 8. Şifâ 9. Rûh 10. Zikir

Hazret-i Lokman oğluna diyor:

(Yâ büneyye innel hikmete en ta'mele aşerete eşyâe) Ey oğlum! Hikmet on şeyle hâsıl olur:

(Ehadühâ tuhyil kalbel meyyite) Hikmet olursa, ölü kalbler de dirilir. (Ve teclisül miskîn) Miskinlerle otur. (Ve tettakî meclisel mülûk) Meliklerin meclisine de oturma!.. Fukaraların, miskinlerin meclisine otur; hükümdarların meclisine oturma!.. Garipleri barındır.

Hikmetle ufaklar şeref bulur, köleler de hür olur. Hikmet fakirleri zengin eder. Şeref sahiblerinin şerefini artırır. Efendilerin de efendiliğini artırır.

228

(Ve hiye efdalü minel mâl) Bu hikmet, maldan efdaldir. (Ve hırzi minel havf) Hırsızın kapmasından emindir. (Ve uddetün fil harb) Harbde de hazırlıktır. (Ve bidàatün hîne yurbehu) Ticaret de büyük kazançlar verir adama... (Ve hiye şefâatün hîne ya'terîhil hevlü) Kıyamet gününün şiddetlerinde de şefaatçi olur.

(Ve hiye sütretün hîne lâ yestüruhû sevbün) Esvaplar insanları örtemediği zamanda da o insanın her şeyini örter. Zenginlik için de öyle derler; zenginlik insanın ayıbını örter. Fakirin ayıbı meydana çabuk çıkar, zengininki saklı kalır. "Halkın ayıbını açmayın!" diye tenbih var...

Bazı hukemâ'dan:

Akılı bir kimse tevbe ettiği vakitte, on şeye dikkat etmesi lâzımmış:

1. (İhdâhâ istiğfâru bil lisân) Diliyle istiğfar...

2. (Ve nedemün bil kalb) Kalbiyle de nedâmet...

3. (Ve iklâun bil beden) O yaptığı şeyleri bedeninden söküp atmak...

4. (Vel azmü en lâ yeûde ebedâ) Bir daha o kabahati yapmamağa ebediyyen azmetmek...

5. (Ve hubbül âhireh) Ahireti sevecek.

6. (Ve buğdud dünyâ) Dünyayı sevmeyecek.

7. (Ve kılletül kelâm) Sözü azaltacak...

229

8. 9. (Ve kılletül ekli veş şürbi) Yemeyi ve içmeyi de azaltacak; (hattâ yeteferrağa lil ilmi vel ibâdeti) ilme ve ibadete vakit bulacak.

10. (Ve kılletün nevm) Uykuyu da azaltacak.

Cenâb-ı Hak gece az uyuyanları ve seher vaktinde istiğfar edenleri medhetmiş Kur'anında:

(Kânû kalîlen minel leyli mâ yehceûn, ve bil eshâri hüm yestağfirûn) [Onlar geceleri ibadette bulunarak az uyurlardı. Seher vakitlerinde istiğfar ederlerdi.]

Onun için gece uykusunu azaltmak lâzım!..

Enes ibn-i Mâlik RA da diyor ki:

(İnnel arda tünâdî külle yevmin biaşere kelimâtin) Yer her gün on tane söz söyler. Yerin her gün on tane nasihatı var bize:

1. (Yâ ibni âdem! Tes'â alâ zahrî ve masîrüke fî batnî) "Ey Ademoğlu! Üzerimde koşturuyorsun ama, yarın benim içime gireceksin, ona göre davran!

2. (Ve ta'sî alâ zahrî ve tüazzibu fî batnî) Benim sırtımda isyanlar yapıyorsun ama, içime girdiğin vakitte cezâlanırsın hâ!..

3. (Ve tadhakü alâ zahrî ve tebkî fî batnî) Benim üstümde gülüp oynuyorsun ama, içime girdiğin vakitte de ağlarsın hâ!..

4. (Ve tefrahu alâ zahrî ve tahzenü fî batnî) Benim üstümde ferahlanıyorsun ama, yarın içimde mahzun olursun.

230

5. (Ve tecmaul mâle alâ zahrî ve tendemü fî batnî) Benim üstümde malları, paraları topluyorsun. Yarın içimde de pişman olursun hâ!..

6. (Ve te'külül harâme alâ zahrî ve te'külüked dîdânü fî batnî) Üstümde haramları yiyorsun. İyi bil ki, yarın içimde de kurtlar seni yiyecek.

7. (Ve tahtâlü alâ zahrî ve tezillü fî batnî) Benim üzerimde çok kurularak geziyorsun; ama içerime girdiğin vakitte zelil olacaksın, onu da unutma!..

8. (Ve temşî mesrûren alâ zahrî ve tekau hazînen fî batnî) Üzerimde neşe içinde geziyorsun; ama içime girdiğin vakitte mahzun olacaksın!

9. (Ve temşî fî nûrin alâ zahrî ve tekau fiz zulümâti fî batnî) Yeryüzünde aydınlıkların içinde yürüyorsun ama, yarın içime girdiğin vakitte karanlıkta kalacaksın!

10. (Ve temşî alel mecâmii alâ zahrî ve tekau vahîden fî batnî) Üstümde yürüyorsun, topluluklara gidiyorsun; ama, içimde yarın yapayalnız kalacaksın!.."

Peygamber SAS buyuruyor ki:

"Çok gülmenin on çeşit cezâsı vardır:

1. Kalbi ölür.

2. Yüzünün suyu gider.

3. Gençler kendisiyle eğlenir.

4. Allah-u Teâlâ ona gadab eder.

231

5. Yevm-i kıyâmette hesabı zor olur.

6. Nebî SAS ondan iraz eder, yüz çevirir.

7. Meleklerin de lânetine uğrar.

8. Ehl-i semâvât ve ehl-i arz ona buğzeder.

9. Her şeyi unutur.

10. Kıyamet gününde mahcub ve rezil olur."

Hasan-ı Basrî Hazretleri de diyor ki:

Bir gün ben genç bir abidle Basra'nın sokaklarında geziyordum. Bir adamla karşılaştık. Bir kürsünün üzerine oturmuştu o adam... Tabip olduğunu söylediler. Doktormuş adam... Etrafına toplanmış insanlar; kadın, erkek, çoluk çocuk... Elinde bardaklar var... Herkese ilaç tavsiye ediyor, herkesin derdine göre bir şeyler veriyor. Yanımdaki delikanlı yaklaştı doktora:

"--Ey tabip! Senin indinde benim günahlarıma devâ var mı? Benim günahlarımı yıkasın, kalbimin marazını gidersin..." dedi.

Doktor da:

"--Evet var!" dedi.

"--Ver öyleyse..."

232

"Gösterdiğim on şeyi al: Fakirlik ağacının yapraklarını topla!.. Tevâz ağacının yapraklarını karıştır!.. Tevbe şeysiyle [eriğiyle] onu karıştır!.. Rızâ havanına onları koy!.. Kanaat tokmağıyla onları döğ!.. Ona bir miktar da ittikà kat!.. Onun üzerine hayâ suyu da ek!.. Onu biraz muhabbet ateşinde kaynat!.. Onu şükür kadehine dök!.. Recâ yelpâzesiyle soğut!.. Hamd kaşığıyla sabah akşam birer parça iç ondan!.. O senin dertlerine devâ olur." demiş.

Bazı melikler beş yerin alimini, hukemâlarını toplamışlar. Onlara emretmişler ki, her biriniz ikişer hikmet söyleyeceksiniz.

Hepsi ikişer hikmet söylemişler. Beşi ikişer tane söyleyince on oluyor ya...

Birincisi demiş ki:

1. (Havfül hàlıkı emnün ve emnühû küfrün) Hàliktan korkmak eminlik verir, iyidir. Hàliktan emin olmak da küfrü mûcib olur.

2. (Ve emnül mahlûkı itkun ve havfühû rikkun) Mahlûktan emin olmak hürriyettir, azad olmaktır. Mahlûktan korkmak esarettir.

İkincisi demiş ki:

1. (Errecâu minallahi teâlâ gınâ, lâ yedurruhû fakrun) Allah'a ümid bağlamak büyük bir zenginliktir. Allah'a bel bağladı mı, ona fakirlik zarar vermez.

233

2. (Vel ye'sü anhu fakrun lâ yenfau meahû gınâ) Allah'tan ümidi kesmek öyle bir fakirliktir ki, ondan sonra zenginlik de ona para etmez.

Üçüncüsü demiş ki:

1. (Lâ yedurru mea gınel kalbi fakrul keysi) Kalb zenginliği ile beraber keselerin boş olduğu zarar etmez. Keseler boş olsa da, kalb zengin olduktan sonra zarar etmez. Ama cepte bir şey yok başka...

2. (Ve lâ yenfeu mea fakril kalbi gınel keysi) Lâkin, keseler ne kadar dolu olursa olsun, kalb fakir oldu mu, o da fayda etmez. Kalbin fakirliği fenâ...

Dördüncüsü demiş ki:

1. (Lâ yezdâdü gınel kalbi meal cûd illâ gınâ) Kalbin ganîliği, cömertlikle beraber ancak zenginliktir. Kalbi ganî oldu mu, cömertlik de var; o ancak zenginlik getirir ona...

2. (Ve lâ yezdâdü fakrul kalbi mea gınel keysi illâ fakrâ) Kalbi fakir olan adamın kesesi ne kadar dolu olursa olsun, arkasından gelen yine fakirliktir. Yâni, kalb fakir oldu muydu, kesenin zenginliği para etmiyor, yine fakirlik getiriyor üzerine...

Beşincisi de demiş ki:

1. (Ahzül kalîli minel hayri hayrun min terkil kesîri mineş şer) Hayırdan az da olsa, alabildiğin bir şey, şerden çok şeyleri terketmekten daha hayırlıdır.

234

2. (Ve terkül cemîi mineş şerri hayrün min ahzil kalîli minel hayr) Şerden bütün şeyleri terketmek, şerlerin hepsini terketmek, az hayır almaktan daha hayırlıdır. Şerlerin terki, az bir hayırdan daha iyidir.

Abdullah ibn-i Abbas, SAS Efendimiz'den naklen söylemiş ki:

(Aşeretü esnâf, min ümmetî lâ yedhulûnel cenneh) "Bu ümmetten on kişi cennete girmezler, ancak tevbe edenler müstesnâ:

1. Kallâ' 2. Cuyuf 3. Kannat 4. Debûb 5. Deyyûs 6. Sâhibül artabe 7. Sâbibül Kûbe, 8. Utül 9. Zenîm 10. Âkku livâlideyhi

Fakat anlamamışlar, sormuşlar:

"--Bunlar ne demek?" diye...

SAS Efendimiz buyurmuşlar ki:

1. Kallâ': (Ellezî yemşî beyne yedeyil umerâ') Umeraların önünde nasıl yürüyorlar. Yol açıcı oluyor. "Çekilin, çekilin, emir geliyor!" diyerekten, öncü olan, emirlerin önünde yürüyen adam.

2. Cüyuf: Ölü soyanlar.

3. Kannât: Laf getirip götürenler, nemmâmlar...

4. Debûb: (Ellezî yecmeu fî beytihîl feteyâti linfücûri) Delikanlıları evlerine toplayıp eğlence yapanlar, oyun oynayanlar.

5. Deyyûs: Hanımlarını saklamayanlar demek...

235

6. Sâhibül artabe: Def çalanlar.

7. Sâhibül kûbe: Tanbur çalanlar.

8. Utül: Özür kabul etmiyenler... Hatâ ediyor insan, hemen özür diliyor. Özürünü de o kabul etmiyor.

9. Zenîm: Veled-i zinâ olanlar, (yak'udu alâ kàriatit tarîk, feya'tâbun nâs) işi gücü insanları gıybet etmek olanlar.

10. Akk: Anaya babaya asî olan.

"Bu on kişi, ancak tevbe ederlerse cennete girecekler. Tevbe etmeden bu şekilde ölürlerse, giremezler." buyurmuşlar. Allah muhafaza etsin...

Peygamber SAS buyurdu ki:

On kişinin de Allah namazlarını kabul etmez:

1. (Racülün sallâ vâhiden bigayri kırâetin) "Okumak bilmiyor, yalnız başına namaz kılıyor." Okumak bilmeyen imamla kılarsa, kurtarır yakayı... Ama yalnız kılınca, kabul olmuyor.

2. (Ve racülün lâ yüeddiz zekâte)" Zekâtını edâ etmeyen adam..." İnkâr ederse küfre girer. Vermemek günah olur. Bir de kabul etmezse zekâtı, o Salebe'nin hikâyesi gibi; o küfrü mucib olur. Bunların namazı kabul olmuyor.

3. (Ve racülün yeümmü kavmen ve hüm lehû kârihûn) "Cemaatin sevmediği bir imam..."

4. (Ve raculün memlûkün âbikun) "Efendisinden kaçan köle..."

236

5. (Ve racülün şâribül hamri müdminün) "Devamlı içki içiyor; onun da namazı makbul değil..."

6. (Vemreetün bâtet ve zevcühâ sâhıtun aleyhâ) "Kocası kendisine kızmış kadın; onun da namazı makbul değil..."

Kadın yatıyor da, erkek ona kızgın olduğu halde... Araları açık... Beyinden özür dilemiyor, affet beni demiyor. Namazı da kılmış ama, kabul olmuyor.

7. (Vemreetün hurretün tüsallî bigayri hımârin) "Başörtüsüz namazı kılan kadının namazı makbul değil..." Hürre kadın ama... Kölelere caiz de, hürrelere caiz değil...

Çok eskiden, belki elli sene önce Eyüb'e gitmiştim de; hanımlar da namaz kılıyorlarmış. İncecik örtüyü örtmüş, kulaklarının arkası, küpeleri müpeleri, her şeyi görünüyor. Örtü gayet ince... Bugünkü örtülerde hep öyle... O zaman?.. O zaman da varmış.

8. (Ve âkilür ribâ) "Faiz yiyen insan..."

9. (Vel imâmül câiru) "Zâlim hükümdar, idareci..."

10. (Ve racülün lâ tenhâ salâtühû anil fahşâi vel münker) "O adam da namaz kılıyor ama, hatalardan da kaçmıyor. Onun namazı onu fuhşiyattan ve münkerattan men etmiyor. Namazı kendisini fuhşiyattan ve menhiyattan men etmeyen adamın da namazı makbul değil..."

237

Çünkü ayet-i kerimede:

(İnnes salâte tenhâ anil fahşâi vel münker) [Muhakkak ki namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar.] buyrulmuş yâ... Bunu sormuşlar da;

"--E, Allahu ekber dedikten sonra, namaza durduktan sonra yapabiliyor muyuz bir hata?.. Hiç olmazsa namaz halinde herkes günahtan sâlim... İşte o kadar da yeter." demişler.

Ama Allah muhafaza etsin... Namaz kılındıktan sonra, Allah-u Teâlâ'nın bütün yasaklarından, haramlardan insanın el çekmesi lâzım!..

(Lâ yezdâdü minallâhi illâ bu'den) "Bunlar Allah-u Teâlâ'dan ancak uzaklık kazanırlar." İbadet bize kurbiyet verecek ya... Kurbiyet elde edemezler, uzaklık elde ederler.

Peygamber SAS Buyurmuş ki:

Mescide girene de on tane haslet lâzım:

1. (En tebeâhede huffeyh, ev na'leyh) "Pabuçlarını, ayakkabılarını temizlemeli, dikkat etmeli!.." Bir efendi vardı, rahmetlik oldu; naylona kor getirirdi.

Hem önüne getirip koymak lâzım! Dışarıya koysan olmaz. Geçen gazete yazıyordu galiba, Erbakan'ın ayakkabılarını almışlar da, ikinci seferde getirmiş o da önüne koymuş. Bizim burda ayakkabılıklar içerden kaldırıldı, hep dışarıya koyuyoruz. Müezzin efendinin de dikkatli olması lâzım ki, ordan başkası ayakkabıyı alıp gitmesin!..

238

2. (Ve en yübdee biriclihil yümnâ) "Mescide girerken, içeriye girerken sağ ayağı ile girmeli!"

3. (Ve en yekle izâ dehale) Girerken: (Bismillâh, ve selâmün alâ rasûlilâh, ve alâ melâiketillâh... Allahümmeftah lenâ ebvâbe rahmetike inneke entel vehhâb...) "Yâ Rab! Bize rahmet kapılarını aç!.. Çünkü sen vehhâbsın!.." demeli!

4. (Ve en yüsellime alâ ehlil mescid) "Ehl-i mescide selâm vermeli!.."

Kitabın yazarı --İbnü Haceril Askalânî-- Şafiî olsa gerek... Fakat, bizim mezhebimizin imamı İmam-ı Azam, "Herkesin ibadeti var, okuması var... Okur veyahut gönlünü Allah'a bağlamıştır. Tesbihi vardır, zikri vardır. Selâm vermek sûretiyle onları meşgul etme!" der. Burada da selâmı tavsiye etmiş. Şafiîler camiye girince birbirlerine "Esselâmü aleyküm!" derler.

5. (Ve in yeklü izâ lem yekün fîhî ehadün) "Camide kimse yokken önce girmişse, (Esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhis sàlihîn) demek..."

Evlere de böyle; evlere girdiğimiz vakitte ev halkına selâm vermek, kimse yoksa evde "Esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhis sàlihîn" demek vazifemiz...

239

6. (Ve en yekle: Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne muhammeden abdühû ve rasûlüllah) Bunu da demek lâzım!..

7. (Ve lâ yemurru beyne yedeyil musallî) "Namaz kılanların önünden kat'iyyen geçmemek..."

Yalnız büyük camiler olursa, meselâ Fatih gibi camilerde, namaz kılanın ilerisinden geçerse zarar etmez derler. Kâbe de de meselâ öyle... Onun secde ettiği yere basmamak şartıyla, biraz ilerisinden geçebilir. Fakat bizim bu gibi camilerde, ufak olduğu için, ilerisi de secdegâhı oluyor o adamın...

8. (Ve en lâ ya'mele biamelid dünyâ) "Camiye girdikten sonra dünya işleri yapmamak lâzım!.."

Yalnız, i'tikâfta olursa o kendisi için bir şey dikebilir. Ama i'tikâfta olmazsa, hiç bir şey yapamaz.

9. (Ve lâ yetekelleme bikelâmid dünyâ) Dünya kelâmıyla hiç konuşmamak lâzım!..

10. (Ve en lâ yahruce hattâ yusalliye rek'ateyni) "İki rekât namaz kılmadan da çıkmamak lâzım camiden..."

Meselâ girdik içeriye, erken vakit... Çıkacak olursak, hiç olmazsa iki rekât namaz kılıp öyle çıkmak lâzım!.. Eğer girdiğimiz vakit kerahat vaktiyse, o zaman: "Sübhânallahi vel hamdü lillâhi velâ ilâhe illallahu vallahu ekber" diye dört defa söylersek olur.

240
241 ilâ 260. sayfalar
©2024 Kotku Enstitüsü v2.7.0