14. RASÛLÜLLAH'I SEVMENİN ÖNEMİ

15. KURTULUŞ SÜNNET-İ SENİYYEDE



Es-selâmü aleyküm ve rahmetu’llàhi ve berekâtüh!

Bu gün Rebîü’l-evvel ayının on birini on ikisine bağlayan kandil gecesi, Mevlid kandili… Peygamber-i zîşânımız Muhammed-i Mustafâ Efendimiz Hazretlerinin dünyaya geldiği günün sene-i devriyesi. Allahu Teâlâ Hazretleri -kendisine sonsuz hamd-ü senâlar dileriz- bize çok büyük nimetler bahşetmiş; hamd olsun, şükürler olsun bizi onun ümmeti eylemiş.

Onun ümmeti olmak çok büyük devlet, çok büyük nimet, çok büyük saadet. Kendisi peygamberlerin serveri, önderi olduğu gibi seyyid-i veled-i âdem, ademoğullarının seyyidi olduğu gibi, server- i enbiyâ olduğu gibi ümmeti de ümmetlerin efdalıdır ve en kıymetlisidir. Ne mutlu onun ümmetinden olanlara ve bizlere…

Allah-u Teàlâ Hazretleri nice nice mübarek kandillere, güzel gecelere, gündüzlere sağlık ve afiyetle cümlemizi erdirsin ve kendisinin rızasına peygamber-i zîşanımızın şefaat-i uzmâsına cümlemizi nâil eylesin…


Biz bu mübarek geceyi kardeşlerimizle Avustralya’da; burada, camide kutladık. Şu anda Avustralya ile Türkiye arasında yedi saat fark var. Biz sizden daha yedi saat öndeyiz. Sizin akşamınız olmadan yedi saat önce bizim akşamımız oluyor, gece başlamış oluyor. Biz yatsı namazını kılmış, camideki kandil kutlamamızı el- hamdü lillah yapmış oluyoruz.

Allah-u Teàlâ Hazretleri bu diyâr-ı gurbetlerde bizlere kardeşlerimizle beraber olmayı ve cami kurmayı nasip etti. Merkezî bir yerde, bulunduğumuz semtte, bir yerin üst kat yeri ama çok merkezî, tam çarşının içinde; mescid olarak kullanıyoruz.

Asıl cami yapma yerimiz var, on iki dönüm arazimiz iki tarafı önü arkası yok. Ama oranın müsaadeleri için, belediyeden müşkülleri halledip oraya bir cami yapmak için uğraşıyoruz. Fakat bulunduğumuz şehre bağlı bir mahallede, benim oturduğum yere 25-30 kilometre mesafede kolayca gidilen bir yerde. Allah nasip etti, hamd ü senâlar olsun, çok şükürler olsun, bir cami kurduk, aldık.

433

Şöyle oldu: Sekiz dönüm arazi… burada ayker diye bir ölçek kullanılıyor, dört küsur dönümlük bir alan dilimi… İki ayker, yani sekiz dönüm. Çok geniş bir arazi, çamlar var. İçinde 1940’larda yapılmış ibadethane, kilise vardı. Allah nasip etti onu aldık. İnşaallah 9 Temmuz’da açılış merasimini yapacağız.

Geçtiğimiz günlerde de Grifit (Griffith) diye bizim kardeşlerimizin çokça geldiği, çalıştığı tarım şehri olan Grifit’te çok güzel, belediyeye çok yakın bir yerde bir cami yeri aldık. O da kiliseye bağlıydı ama çok güzel ön ve arka sokağa bağlantılı geniş güzel bir bina, çok merkezi bir yerde. Ama kardeşlerimizin o şehre, çalışmaya geldikleri zaman, hemen kaldıkları yere yürüyecek mesafede olması da sevindirici.

Hâsılı Cenâb-ı Hak diyâr-ı gurbetlerde de müslümanların toplanması, ibadet etmesi için yerler nasip ediyor. Biz de ibadetlerimizi burada, şu andaki kiralık yerde yapıyoruz ama böyle imkânlar da çıkıyor. Allah’a hamd-ü senâlar olsun.


a. Sünnet-i Seniyyeye İttibâ

434

Peygamber SAS Efendimiz’in Mevlîd-i şerîfinde kandil gecesinde en önemli olan husus müslümanların Peygamber Efendimiz’in sünnet-i seniyyesine çok dikkatli bir şekilde uymasıdır.

Bugün müslümanların arasında çok farklılıklar hatta İslâm’ı anlayışında ve uygulayışında farklılıklar, gevşeklikler, zaaflar, kusurlar, hatalar görülüyor. Çok büyük hatalar. Âhiret âlemini tehlikeye sokacak, âhirette azaba uğramaya sebep olacak çok büyük hatalar, yanlış düşünceler, inançlar, davranışlar, uygulamalar, bidatler görünüyor. Bidatler sünnete aykırı işler, Efendimiz’in öğretmediği, söylemediği, tavsiye buyurmadığı, sonradan ortaya çıkmış olan şeyler.

Müslümanların Peygamber SAS Efendimiz’i son derece dikkatli bir şekilde severek aşk ile şevk ile takip etmesi lazım. Kuru bir sevgi olmaz; sevgi ittiba etmeyi, uymayı gerektirir.


إِنَّ الْمُحِبَّ لِمَنْ يُحِبُّ مُطِيعُ


(İnne’l-muhibbe li-men yuhibbu mutîu) [Seven, sevdiğine itaat eder.] deniliyor bir güzel Arapça dörtlükte. Baş tarafı da şöyle:


تعصي الإلٰه وأنت تظهر حبه هذا لعمري في القياس بديع لو كان حبَّك صادقا لأطعته

إن المحبَّ لمن يحبُّ مطيع


Ta’si’l-ilâhe ve ente tuzhiru hubbehû

Hâzâ le-amrî fi’l-kıyâsi bedîu

Lev kâne hubbeke sàdıkan le-eta’tehû

İnne’l-muhibbe li-men yuhibbü mutîu

435

(Ta’si’l-ilâhe ve ente tuzhiru hubbehû) “Ey kişi sen hem Allah’ı seviyorum diyorsun. hem de Allah’a isyan ediyorsun, günahlar işliyorsun olur mu böyle şey?”

(Hâzâ le-amrî fi’l-kıyâsi bedîu) “Bu mantık bakımından apaçık tezattır, yanlış bir şeydir.” Yâni, hem seviyorum diyorsun hem de itat etmiyorsun!

(Lev kâne hubbeke sàdıkan le-eta’tehû) “Hakikaten içten sevseydin, ona itaat ederdin; isyan etmen mümkün olmazdı.” Sözünden dışarı çıkman mümkün olmazdı.” Aşık kimsenin

maşukunun sözünden çıkması mümkün olmaz.

(İnne’l-muhibbe li-men yuhibbu mutîu) “Seven kişi sevdiğine tam manasıyla itaat eder.” buyuruluyor.


Müslüman, Allah-u Teâlâ Hazretleri’ne kayıtsız şartsız teslim olur. “—Müslüman oldum” ne demek?

“—Teslim olmak” demek. “Kendimi teslim ettim, koyuverdim,

436

onun iradesi neyse, emri neyse, buyruğu neyse onu yapacağım.” demek.

Hem öyle diyoruz; çünkü iki cihan saadetinin anahtarı bu... El- hamdü lillâh, iyi bir şey yapılmış oluyor ama arkasından da itaatsizlik… Allah’ın emrine aykırı işler, günahlar, suçlar, kusurlar, edebe, ahlaka aykırı, bir sürü hata oluyor.

“—Hatasız kul olmaz.” diyoruz ama bu mazeret değil. Tabii hatasız kul olmaz ama kul iyi yapmaya çalışacak, her şeyini güzel yapmaya gayret edecek de yine de hatasız olmaz. İyi yapmak istediği halde kusurları olabilir. Ama bir de hiç iyi yapmaya yanaşmadan, kötülükte devam edip ”hatasız kul olmaz, işte ben de hata ediyorum” diye hatasını küçümsemek, günahı küçümsemek çok çok yanlış olur.


Peygamber SAS Efendimiz’e ittiba etmemiz lazım. Sözlerine, tavsiyelerine, emirlerine, sünnetine müslümanlar olarak uymamız lazım. Kurtuluşumuz burada!

İşte İran, işte Irak, işte Suriye, Arabistan, Suud hükümeti, Yemen, Mısır, Sudan, Cezayir, Tunus, Fas, koca koca Pakistan, Orta Asya’daki Türk cumhuriyetleri vs… Bunların hepsi müslüman ülkeler ama birleşemiyorlar, ama birbirleriyle birleşememekten öteye ihtilaf halinde, kavga halinde, bazen savaş halinde oluyorlar.

Müslümanın müslümana silah çekmesi asla olmaz! Müslüman müslümanın her yönden yardımcısı olacak, destekçisi olacak, yardımına koşacak, ihtiyaçlarını giderecek. Böyle bir şey görülmüyor.


Neden? Çünkü müslümanlar gerçek Müslümanlıktan, hakiki Müslümanlıktan uzak bir şekilde yaşıyorlar ve bir sürü yalan

yanlış fikirlerle avunuyorlar.

Peygamber SAS Efendimiz’i seven; Peygamber Efendimiz’i tabii sevecek, dinin esası o. Ezanda; Eşhedü enne muhammeden rasûlüllah diyoruz, namazda oturduğumuz zaman teşehhüde Tahiyyat’ı okuyoruz, o kadar ibadetlerimizin içinde, o kadar bizim için önemli, seviyoruz. Tabii severiz, elbette severiz, tanıyan mutlaka sever. Çünkü her huyu en güzel, her hali en güzel, soyu güzel, huyu güzel, hali güzel, sözü güzel, tavsiyesi güzel, her şeyi

437

güzel.

Her şeyi inceledikçe göreceksiniz. En çok okuyacağınız kitaplar Peygamber Efendimiz’in hadis-i şerifleri olmalı! Okudukça anlayacaksınız ki Peygamber SAS Efendimiz neden Allah’ın en sevgili kuluymuş, onu göreceksiniz. Bir de sanıyorum ki kendinizin müslümanlığının asıl müslümanlıktan ne kadar farklı olduğunu hayretle göreceksiniz.

Türkiye’de herkes “Ben de müslümanım!” diyor. Müslümanlığı kimseye bırakmıyoruz, ona seviniyoruz; güzel. Bizim sevdiğimizi o da seviyor, bizim inancımızı o da kabul ediyor, seviyoruz.

Ben Edebiyat Fakültesi’ne ilk gittiğim zaman derse bir doçent geldi. Ders anlatırken “Peygamberimiz” dedi diye üniversiteden Beyazıt’a kadar ayağım yere basmadı, sevincimden ayağım havalarda uçarak geldim. Çünkü o zamanlar hiç bunların sözü edilmiyordu. Müslümanların durumu böyle çok zavallı bir durumdaydı.


Ne yapmak lazım? Peygamber SAS Efendimiz’in sünnet-i seniyyesini öğrenmek ve hayatını tanımak lâzım! En başta okuyacağı, bitireceği kitaplar, kütüphanesinde bunlar olmalı.

Benim çok sevdiğim kitaplardan en kolayca elde edebileceğiniz ve neşri çok kolay olduğu için, açıklamalarını vesairesini kolayca takip edebileceğiniz Riyâzü’s-Sàlihîn var… Diyanet’in bastığı Sahih-i Buhârî, Sahih-i Müslim, Ebû Davud, Neseî, İbn-i Mâce

var. Bunların hepsi Türkçeye tercüme edildi. Sahih hadis kitaplarını okuyacaksınız ve okuduğunuzu okuduktan sonra uygulayacaksınız. Çünkü ilim sırf bilgi toplama işi değildir, İslâm’a göre bildiğini uygulamaktır.


b. Ümmet-i Muhammed’e Hizmet


Bir; Peygamber Efendimiz’in sünnetini öğreneceksiniz, uygulayacaksınız. İki; Ümmet şuuruna sahip olacaksınız.

Biz Allah’ın sevdiği, Allah’ın rahmetine ermiş, mazhar olmuş yüksek bir ümmetiz. Ümmet-i Muhammed, ümmet-i merhumedir;

Allah’ın rahmetine ermiş, methedilmiş bir ümmettir. Ümmetini seveceğiz, ümmet şuuruna sahip olacağız ve ümmeti her türlü tehlikelerden korumak için elimizden geldiğince gayret

438

göstereceğiz ve her türlü yardımı yapacağız.

Ben Avustralya’dayım, Türkiye ile aramızda binlerce kilometre mesafe var ama bazen kalkıp Avrupa’ya gidiyorum, bazen Amerika’ya gidiyorum. Gidilebiliyor ama işte müslüman Afrika, işte müslüman Asya, işte gidip de ibret alacağımız, göreceğimiz veyahut gidip de İslâm’ı yaymak için çalışacağımız geniş kıtalar ve çok çeşitli imkânlar var. Biraz müslümanların gözlerini açması lazım ve Türkiye’deki müslümanların gözlerini açıp biraz dışa açılması, dış seyahatleri yapması, işlerini ona göre ayarlaması lazım.


Ben bu seyahatlerimde nereye gittiysem; mesela Kanada’ya, Malezya’ya, Avustralya’ya gittim, nereye gittiysem müslümanların böyle seyahat maksadıyla gelmiş olduğunu, hem de çok paraları da olmadan -ama düzenleyince, meram edince, isteyince oluyor- gelmiş olduklarını ve oralarda İslâmî çalışmalar yapmakta olduklarını gördüm.

Demek ki biz biraz geri kalmışız, yakınımızdaki komşularımızı bile tanımıyoruz. Efendim Antep’ten biraz gittiniz mi aşağısı Halep’tir; ne kadar güzel bir şehirdir. Şam ne kadar tarihi değerleri olan bir yerdir. Ürdün ne kadar güzeldir. Bağdat… ”Ana gibi yâr olmaz, Bağdat gibi diyar olmaz.” İşte Mısır; dillere destan tarihi, derin bir İslâm ülkesi.

Müslümanların biraz cesur olup gezmesi lazım ve gezmeyi de hizmet duygusuyla, aşkıyla, şevkiyle yapması lazım. Ben nasıl hizmet edebilirim diye o imkânları aramak için gezmeli.

Biz bu sefer hacca giderken doğrudan doğruya uçmadık. Hemen hacca gidelim hac vazifesini yapalım dönelim diye düşünmedik. Başka türlü düşündük. Hacca gitmeden önce Brunei, Malezya, Pakistan seyahatleri yaptık. Türkiye’den de kardeşlerimiz geldi oralarda müslümanları ziyaret ettik, oradan hacca geçtik. Bu seyahatler son derece faydalı ve verimli oldu, son derece ibretli ve kıymetli oldu. Çok istifade ettik, bize çok geniş ufuklar açtı ve inşaallah çok da maddî, mânevî faydalar hâsıl olacak.


Onun için, Peygamber SAS Efendimiz sevgisini içinizde canlı tutmaya gayret edin, salât-ü selâmı Peygamber Efendimiz’e çokça

439

getirerek sevap kazanmaya çalışın. Çünkü salât-ü selâmın sevabı çok. Sünnet-i seniyyesini öğrenip onu uygulamaya çalışın çünkü sünnet-i seniyesini uygulayana 100 şehit sevabı verilecek. Efendimiz’in sünnetine uymak, bidatlerinden kaçmak, dinde yeri olmayan işleri bırakmak ve sünnet-i seniyeye uygun bir hayat tarzı, yaşam tarzı kurmak o kadar kıymetli. Bunu yapmak için var gücümüzle çalışmalıyız, çünkü çok sevap. Ondan sonra da Ümmet-i Muhammed’e hizmet etmeye çalışmalıyız.

Tarihimize şöyle dönüp geri bakacak olursak, bu Ümmet-i Muhammed dediğimiz insanların çoğu bizim eski vatandaşlarımızdı. Büyük bir devlet iken bizimle beraberdi, aynı çatı altındaydı sonra harplerle, darplarla siyasî çatışmalarla, oyunlarla bunların çoğu elimizden çıktı ama kalbimizden çıkmadı. Elden çıkar bazen, elden çıkabilir kaderin cilvesidir ama gönlümüzden çıkmamalı! Oraların bir zamanlar bizim diyarımız olduğunu hiç unutmamalıyız.


İmâm-ı Şâfiî’nin (Rh.A) Allah makamını yüceltsin, cennette buluştursun çok seviyorum. İmâm-ı Azâm Efendimiz’i de, öteki

440

büyük müctehitlerin hepsini de seviyorum ama, onun bir sözü beni çok etkiliyor:

“—Bir zamanlar İslâm diyarı olmuş olan bir yer, devir değişip olaylar ve siyasi sebepler dolayısıyla başkalarının eline geçse bile, yine İslâm diyarıdır.” diyor.

O gözle bakmalıyız ve onun tekrar eski aslî güzel hâline gelmesi için gayret etmeliyiz. İslâm’ı yaymaya çalışmalıyız, sünnet-i seniyyeyi öğretmeye, öğrenmeye çalışmalıyız.


Allah-u Teàlâ Hazretleri, Peygamber Efendimiz’in sünnetini öğrenmeyi nasip etsin... Cümlenize sevgisine, şefatine nâil olmayı nasip etsin. Rüyalarınızda gül cemalini görmenizi nasip eylesin… Sünnetine uygun yaşayıp, imân-ı kâmil ile, mü’min-i kâmil olarak ahirete göçtükten sonra da âhirette Peygamber Efendimiz’e komşu olmayı nasip eylesin…

Cenâb-ı Hak nice nice mübarek günlere, kandillere, gecelere, Mevlitlere sağlıkla, afiyetle cümlemizi yetiştirsin. Bu kandiller ve bu açılan yeni devir, yeni yüzyıl, yirmi birinci yüzyıl, üçüncü bin milenyum Ümmet-i Muhammed’e hayırlı olsun… Allah hepinizden razı olsun. Hepinize sevgilerimi sunarım. Hepinize candan dualar ederim. Dünya ve âhiretin hayırlarını talep ederim. Hepinizin kandilini tebrik ederim, hepinizin dualarını beklerim.

Es-selâmü aleyküm ve rahmetu’llâhi ve berekâtüh!


14.06.2000 – Akra (Avustralya’dan)

441
16. RASÛLÜLLAH’I TANIYALIM!
©2024 Kotku Enstitüsü v2.7.2